|
Zerdüşt Kürt'tür.
Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler kitabının yazarı Sami Solmaz 1963 Diyarbakır doğumlu. 1984 yılında fotoğrafa başladı. Uzun yıllar free lance gazetecilik ve reklam fotoğrafçılığı yaptı. 1995 yılından bu yana Ortadoğu ile ilgili çalışmalar yapmakta.
SAMİ SOLMAZLA YAPILAN RÖPORTAJIN TAM METNİ
Önce Zerdüştiler'in ateşle bağlantılarından başlayalım isterseniz. Ateş Zerdüştiler için ne anlam ifade eder? Kitabınızdan ateşe tapmadıklarını öğrendik.
Özellikle kitabın ismini Ateşe Tapmayanlar koymamın nedeni, ateşe tapınma olmamasından kaynaklanıyor. Sadece İslamiyetin ve diğer semavi dinlerin Zerdüştlüğü yok saymak ve bir şekilde kendi müritleri arasında tepki duymalarını sağlayacak bir isimlendirme sadece. Ateşe Tapanlar diye bilinmelerinin nedeni bu. İslamiyetin yakıştırmasıdır bu.
Aşağılamak için mi?
Aşağılamak için evet. Çünkü üç semavi din de Tanrıya tapınmayı savunur. Bunlar da bu tanrıya tapıyorlar.
Ahura Mazdaya
Ahura Mazdaya evet. Üç din de tüm kaynaklarını bu dinden aldığı için onu bir biçimde yok saymak durumundalar. O yüzden insanların gözünde küçültme amaçlı ortaya çıkan bir söylem var. Zerdüştlerde ateşin önemi şu: İyilik ve kötülük her zaman savaşım halindedir. Aydınlık ve ateş iyiliğin sembolüdür. Dünyayı yaratan iyiliğin sembolüdür. İbadetlerinde olsun, evlerinde olsun, ya da her tür törenlerinde olsun, ateş olmasının nedeni, aydınlığın dünyaya hakim olmasını istemeleridir. Bu sadece bir semboldür.
Bunu gittikleri her yere götürüyorlar.
Evet. Ateşin bir özelliği de şu, Zerdüşt döneminde, özellikle M.Ö. 5., 6. yüzyıllarda yakılan ateşler var. Zerdüştilerin yazata dedikleri melekler var. Bu yazatalara adanmış ateşler var. Kırallara adanmış ateşler var. Din adamlarına adanmış ateşler var. Halka adanmış ateşler var. Böyle değişik türde ateşler var. Ama onlar için en önemlisi zafer ateşi. O da 30 tane yazataya adanmış ateş. O dönemlerden kalan ateşler, özellikle bir tanesi, zaten milattan öncesinden hiç ateş kalmamış ama, 1500 yıl öncesinden kalan ateşler var, özellikle bir tanesini İranın Yezd kentindekini özellikle koruyorlar. 60 yıl önce bir başka yerden Yezde getirirken bile söndürmeden getiriyorlar. Öbür taraftan Anadolu Aleviliğine baktığınızda, ateş kutsal. İslamiyette de kutsal
Şamanizmde de kutsaldır
Şamanizmde de öyle. Bütün dünyada ateş kutsal. Ateş suyla söndürülmez. Ateşe işenmez. Ateşi ancak toprakla söndürebilirsin. Ya da kendiliğinden sönecek. Bütün dinlerde ateşin belli bir önemi varken bu adamlara Ateşe Tapanlar diye saldırıyorlar. Bu olacak bir şey değil yani.
Zerdüştün doğumuyla ilgili olarak çeşitli söylentiler var. M.Ö. 6.yüzyıl hatta tam olarak 683 yılını zikrediyorsunuz siz, ya da 1100lü yıllardan söz ediliyor. Nereden kaynaklanıyor bu fark? Hangisi doğru?
Bakın tarihte kesindir diye bir şey yok. Bilgilerin bugüne gelmesini sağlayan vakanüvisler var. Yazılı bir kültür olmadığı için sözlü anlatımlar, daha sonra birileri çıkıp yüz hatta binlerce yıl önce olmuş şeyleri o anki mantığıyla yazmaya çalışmış. Bizim yaptığımız gibi. Biz de aynı şeyi yapıyoruz aslında. Bizim avantajımız şu, birçok veriyi alabiliyoruz. M.Ö. 683 yılını ileri sürmemin nedeni, İrandaki Persepolisin yapım tarihi olması..Kıral Darius zamanında yapılıyor. Kıral Cemşid ve Zerdüşte adanarak yapılıyor. Persepolisin yapım tarihi M.Ö. 5. yüzyıl. Karıl Cemşidin Pers imparatoru olarak yaşadığı dönem, 600lü yıllar.
Ola olsa o yıllar olabilir diyorsunuz…
Bana en mantıklı gelen yıllar bunlar.
Örneğin M.Ö. 9.yüzyıla tarihlenen bir olay, anekdot falan yok mu?
1200lü yılları iddia edenlerin de çok fazla anlattıkları bir şey yok. Zerdüşt Medler arasında kabul görmüyor. Kutsal Kitap Avestada Kıral Cemşidden Yima (doğru mu?)
diye bahseder. Bir söylenceye göre Tanrı Ahura Mazda peygamberliği Yimaya buyurur ama o kabul etmez. Kutsal Kitapın bazı bölümlerinde böyle şeyler de var.
Zerdüşt yedi yaşında eğitim almak için Burzin Kurusun yanına gider ve sekiz yıl sonra evine döndüğünde ülkesi Arianın vatanları Moğolistan Dağları ve kuzeydeki ovalar olan Turanlılar tarafından işgal edildiğini görür diyorsunuz kitabınızda. Bu tarihi kayıtlarda da var mı, eğer varsa oradan da 6.yüzyıl savı güçlendirilebilir
Öylesine çok kesin tarihi kanıtlar yok. Bunlar efsanevi anlatımlardan benim çıkarsamalarım.
Peki kim bu Turanlılar?
Moğollar Moğollar o dönemlerde Afganistanın alt tarafına kadar İranın büyük bir bölümünü istila ediyor.
Benim bildiğim Moğollar çok daha sonra ortaya çıkıyor.
Sadece Turanlılar diye geçiyor. Mesela bir Tir efsanesi vardır. Turanlılardan Afrasiyaptan bahseder.
Evet evet, Türkler de ona sahip çıkar, İranlılar da, hatta Kürtler de değil mi? İnsan kahraman olunca sahip çıkan çok oluyor.
Peki Zerdüşti kadınların başlarını örtmesinin nedeni nedir acaba?
Zerdüştlükte kapanmak yok. Ama şu an İrandaki rejimden kaynaklı. Başlarını örtmek zorunda kalmışlar. Mesela Hindistandaki Zerdüştiler örtmüyor başlarını.
Günde beş kez ibadet olayı İslamiyet tarafından alınmış bir şey olarak yorumlanabilir mi?
Evet. Çünkü ibadet zamanlarına baktığınız zaman ilk ibadet, gün doğmadan önceki 36.dakikadan başlayıp öğlene yakın bir saate kadar sürüyor. Bu süre içinde sabah ibadetinizi yapabilirsiniz.
Zamanlar da uyuşuyor.
Zamanlar bire bir aynı.
Hıristiyanlar da Zerdüştilerin üç kez çan çalmasını almış galiba.
Hayır Zerdüştiler günde kaç kez ibadet ediyorsa o zamanlar çan çalıyor. Her ibadet öncesi üç kez çan çalıyor.
O zaman beş kez yani öyle mi?
Evet beş kez.
Ama bu da bir simge olarak Hıristiyanlığa geçmiş gibi Aslında bunu biraz konuşalım isterseniz. Zerdüştiler zaten iddia ediyorlar ki, Bizim âdetlerimizi siz bizden aldınız diye. Hakikaten bunu doğrulayacak şeyler var, neler söyleyeceksiniz bu konuda
Zerdüştlerin Kutsal Kitabı Türkçeye çevrilmedi. Başka da bir tek İngilizceye 1895 yılında çevrildi.
Çok geç bir tarihmiş Özel bir nedeni var mı?
Hep yok saymışlar. Kimse ihtiyaç da duymuyor böyle bir şeye. Onun için de karşılaştırma yapma şansımız yok. Üç din de birbirini kabul ettiği için Kutsal Kitapları karşılaştırsanız da örneğin İslamiyet Biz diğer dinlerin devamıyız, en son ve tek kutsal din biziz der. Yahudiler farklı söyler, Hıristiyanlar farklı söyler. Ama hiçbir Yahudi İslamiyeti de yadsımaz. Sonuçta Museviler şunu söyler: İslamiyet ve Hıristiyanlık bizlerin devamıdır, bizlerden almışlardır her şeyi. Onun için kutsal kitapları koyup karşılaştırmak gerekiyor. Bu da çok uzun zaman alacak bir şey.
Çok iyi bilmek de gerekiyor.
Bir de o var tabii. Böyle başladığım bir çalışma var. Temel olarak dört tane kutsal kitabı alıp, yazılış tarihlerine göre önce Avesta, sonra Tevrat, İncil ve Kuranı incelemek istiyorum. Örneğin Nuh Tufanı. Her birinde nasıl yazıyor? Eski mitolojideki karşılığı ne? Sırat Köprüsü örneğin, Cennet-Cehennem, Yaratılış bu konularda yazılanları kutsal kitapları karşılaştırarak, onları yorum bile yapmadan alıp alt alta koymak istiyorum. En alta da mitolojideki karşılığını koyacağım. Yorumu okuyucuya bırakacağım.
Ne kadar birbirlerine benzediği ya da benzemediği çıkacak değil mi?
Evet.
Bir de 21 Mart olayını konuşalım istiyorum. Tüm kültürlerde olan bir şey bu 21 Mart.
Özellikle Ortadoğuda birçok kültüre girmiş olmasının nedeni, Zerdüştilerde ve eski İran takvimi de 21 Martta başlıyor. Çeşitli rivayetler var bununla ilgili. Newroz dediğimiz şey var. 21 Mart İran topraklarının kurtulduğu gün. 21 Mart Demirci Kawanın Kıral Dehakı öldürdüğü gün. Böyle bir sürü efsane var. Zerdüştiler için 21 Martın önemi, Zerdüştün peygamberliğini ilan ettiği gün olmasından kaynaklanıyor. Kürtler;in Kıral Dehak, İranlıların Zohak dediği, Kutsal Kitap Avestada da Azdehak diye geçen kıralın öldürüldüğü gün aslında 21 Mart. Yeni yılın başlangıcı olarak da kabul edildiği için de Ortadoğuda birçok millete de geçmiş durumda. Özellikle Perslerin o yayıldığı dönemlerde Çünkü Perslerin Yunan üzerine seferleri var. Hep bu topraklardan geçmişler. Mardinde Kıral Dariusun yaptığrdığı ve sadece o seferlerde kullanılan bir konak var. Dara harabeleri denilen şey. Hindikuştan Nil Nehri;ne kadar, Ege Denizine kadar sürekli seferler var. Bütün coğrafyayı uzunca bir dönem, yüzlerce yıl etkisi altına almış olduğu için, Pers İmparatorluğunun da resmi devlet dini olduğu için tüm kültürlere bu yansıyor. Bir şekilde kılıç zoruyla yansıyor ama daha sonraki zamanlarda çeşitli kültürlerde bu değişime uğruyor.
Ama sanki insanlar 21 Mart ile doğanın uyanışını epey bir zaman önce algılamışlar. Çok eski çağlardan beri sanırım.
Zerdüştilikteki en önemli şeylerden bir tanesi de o dönemde Örneğin Medler göçebe olarak yaşıyor. Persler daha yerleşikler. Medleri o göçebe yaşamdan kurtarmak için toprağa dayalı, tarıma dayalı bir yaşam kurmuş Zerdüşt. İnsanları göçebe hayattan kurtarıp yerleşik hayata geçirmek için toprakla tanıştırmış onları. Her taraf çöl, düşünün. Öyle şeyler yapmış ki her doğan, her ölen insan için bir tane ağaç dikmek gibi bir gelenek var. Bu halen sürüyor mesela. Çölü başka türlü nasıl yeşerteceksiniz? Tek tek bireylere bu bilinci aşılayacaksınız ki çöl de adam olsun.
Peki Zerdüştün genel olarak hayatın tüm alanlarını düzenlememek gibi bir ilkesi var. Yani insanları daha serbest bırakmaktan, daha sonraki dinlere baktığımız zaman insanları daha zapturapt altına almaya doğru bir gidiş var gibi. Böyle bir süreci siz de algılıyor musunuz?
İslamiyeti ele alalım mesela. Bir çocuk suçlu doğuyor mesela. Her doğan çocuk suçlu doğuyor. Eğer Adem ve Havvanın çocukları isek suçluyuz. Cennetten kovulduk bir kere. Öbür taraftan baktığınızda kader denen bir şey var. Tanrı kaderimizi belirliyor, biz doğmadan önce belirlemiş. Yani benim hata yapacağımı da biliyor. O zaman tanrıyı ciddi anlamda sorgulamak lazım. Zerdüştlükte de Tanrı insanları iyi bir akılla yaratıyor. Zerdüşt;ün hayatın bütün alanlarını belirleyecek yasalar koymamasının nedeni bu zaten. İnsanları özgür bırakıyor. Ama temel şeyleri veriyor. İyi Düşünce, İyi Söz, İyi İş. Zaten dinin temel felsefesi bu üçleme. Düşünce iyi düşünülsün, söz iyi söylensin, iş iyi yapılsın. Tanrı size o aklı verdikten sonra sizi sınıyor. Bu ama İslamiyetteki gibi bir sınama değil. Size doğru bir yaşam veriyor. Ama öbür taraftan Şeytanı da yani kötülüğü de gösteriyor. Kötülüğe karşı savaşımda seni serbest bırakıyor. Hayatın diğer alanlarında da ne yiyeceksin, ne içeceksin, ne giyineceksin, karınla nasıl yatacaksın falan hiçbirine karışmıyor. Daha sonraki dinlere bakıyorsun, Yahudilikte de böyle, 1948de İsrail kurulduktan sonra biraz değişim var Eski Ortodoks Yahudilere bakıyorsun, giyimlerine, yaşamlarına, cinselliği nasıl yaşadıklarına bakıyorsun, hele hele cinsellik Cinsellik sadece üreme amacıyla yapılması gereken bir şey dinlerine göre. Karınızla yatacağınız zaman beden bedene değmeyecek. Yahut bir çarşaf koyacaksınız araya. Amaç bedensel zevklerden vazgeçmek. İslamiyette de benzer şeyler var. Bunlar ne kadar uygulanıyor, tabii bu sorgulanabilir bir şey.
Yahudilerde de bunun uygulandığını zannetmiyorum.
Uygulayan çok. İsrailde bunu uygulayan çok. Katolikleri alın
Katoliklikte bir kere evleniyorlar, bir daha boşanmıyorlar. Zerdüşlükte de aynısı var. Galiba Zerdüştilerden almışlar bu ilkeyi.
Evet oradan alınma.
Yakın akraba evliliği var Zerdüştlükte, neden böyle bir şeye ihtiyaç duymuşlar?
Sanıyorum o İslamiyetin yayılmaya başladığı dönemden sonra daraldıkları için, daha kapalı bir toplum oluşturdukları için ortaya çıkmış bir şey.
Zerdüşt böyle bir şey söylemiyor yani
Yok hayır. Şu anda yaşayan Zerdüştlere ilişkin bir şey bu. Düşünün dünyada yirmi ülkede sadece 170 bin kişiler. Bunun 50 bine yakını İranda. Dininizi de korumak gibi bir derdiniz var. O yüzden Müslüman olarak biriyle evlenmek yerine yakın akraba ile evleniyorsunuz.
Tüm peygamberlere dayandırılan bazı söylenceler var. Ateşle bağlantılı efsaneler bunlar. Acaba bu söylenceler onlara kutsiyet kazandırmak için midir?
Evet. İbrahim peygamber ile ilgili olarak anlatır tüm kitaplar. Kıral Nemrud İbrahimi ateşe atar ve ateş onu yakmaz.
Zerdüşt ile İbrahim arasında bir bağ var mı?
Bir rivayete göre İbrahim ile Zerdüşt aynı kişidir. Bana da mantıklı geliyor.
Tarihsel olarak örtüşüyor mu peki?
Örtüşüyor. Anlatım aynı. İbrahim doğmadan önce büyücübaşı, Kıral Nemruda der ki, Bir çocuk doğacak ve bu çocuk seni tahtından edecek. Onun üzerine Nemrud tüm hamile kadınlar doğurdukları an tüm çocukları öldürtüyor. Bir tek İbrahimin annesi gidiyor ve mağarada doğuruyor. Zerdüştte de aynı şey var. Çok sağlam olmamakla beraber İbrahimin Zerdüşt ile aynı kişi olduğuna dair savlar da var.
Tanrı ile konuşma tüm dinlerde vardır. Hep dağa çıkılır, bir mağaraya girilir, sonra ortak efektler vardır. Önce korkunç bir gök gürültüsünü andıran ses, sonra çok parlak bir ışık içinde kalma hali En son da ya aklî olarak, ya da gerçek bir ses duyularak bir şeyler tebliğ edilir. Böyle bir ritüele ne gerek vardır bütün dinlerde?
Ben din uzmanı değilim ama sanırım insanlara daha inandırıcı gelmesi için. Aslında orada Tanrının kelamı yok. Ben Muhammede de bakıyorum, İsaya, Musaya da, kutsal kitaplarında yazmış oldukları şeylerin hepsi, kendi kafalarında oluşturdukları ama benim düşüncem diye insanlara sunduklarında kabul görmeyeceğini bildikleri şeyler. Hele o dönemde Mucizevi şeylerle anlatmanız gerekiyor ki insanlar kabullensin. Daha da komedisi, 1847 yılında İranda Bap diye bir adam çıkıyor, (bap kapı demektir) bir yıl boyunca İranın her tarafını, kasaba kasaba, köy köy dolaşıyor hem de yürüyerek. Her evin kapısını çalıyor ve bir şey söylüyor. Mehdi gelecek diyor. Zaten kutsal kitaplarda bin ya da iki bin yıl sonra yeni bir Mehdinin geleceğini yazıyor. Bu adam 1848 yılında, yani tam bir yıl sonra bir adam çıkıyor, kendi ismine Bahaullah diyor. Ve dinini kuruyor.
Şu an dünyada en hızlı yayılan tek din. Türkiyede de sayısı azımsanmayacak kadarlar. Bu adam doğrudan ortaya çıkıp Ben mehdiyim dese, kabul görür müydü? Söylediklerine bakıyorsunuz, Budizmi bile yadsımıyor, Şamanizmi bile yadsımıyor. Hatta Hazreti Buda, Hazreti Şaman diyor. Böyle söylemleri de var. Eski dönemlerde ise daha mucizevi şeylerin olması gerekiyor. Daha önce söylenmiş hiçbir şey yok. Ne tanrı kavramı var, ne kutsal kitap var. İnsanlar ancak mucizelere inanıyor. Bir mucize olacak ki insanlar haa tamam o zaman demeliler. Bahailik onlara bakınca daha kolay bir ortaya çıkışı var. Zaten kutsal kitaplarda var. Mehdinin geleceğini yazıyorlar. Onun hazırlığı yapılmış yani. Şimdi Muhammed olsun, Zerdüşt olsun, peygamberliğin tebliği bire bir aynıdır. Bakıyorsunuz, Zerdüşt Muhammedten tam bin yıl öncedir. İnsanlar kendileri sorgulasınlar
Ateş tapınaklarındaki küllerin içinde insan kemiklerinin bulunduğundan söz ediyorsunuz kitabınızda
Ateş tapınakları değil, kül tepeleri var. Zerdüştlükte gömme yok. Yakma da yok. Yırtıcı hayvanlar parçalıyor cesedi. Sessizlik Kulesi dedikleri bir yer yapıyorlar, yerleşim yerlerinin dışında. 100-150 metre yüksekliğindeki bir tepenin üzerine kuruluyor bu kuleler. 30 metre çapında dokuz tane platform var. Üçü erkek, üçü kadın üçü de çocuklar için. Değişik boylarda yapılıyor ki 1,90 metre boyundaki insan da sığabilsin, daha küçükleri de. Yırtıcı hayvanlar parçalıyor bunları. Bunun mantığı, çürüyen bedenin toprağı ve suyu kirletmesini önlemek. Geriye kemikleri kalıyor. Kemiklerin de bir biçimde yok edilmesi gerekiyor. Kemikler bir süre güneşte bekletiliyor kirece bulanarak. O süreçte un ufak oluyor kemikler. Kemiklerden arta kalanları da belli yerler var, kül tepeleri denilen. Ya da Sessizlik Kulesinin içine atılıyor, dibindeki kanallara suyla bırakılıyor. Bazen de bu kemik kalıntılarına özel bir yer yapıp oralara gömüyorlar. Kül tepeleri dedikleri yerler de bunlar.
Türkiyede var mı Zerdüştler?
İslamiyet ile beraber Anadoludan gitmişler. Çok eskiden İslamiyetin yayıldığı döneme kadar Ortadoğudaki en baskın din bunlar.
Zerdüştilerde evlilik törenine ilişkin yazdıklarınızda şöyle şeyler vra. Kızın yani gelinden beklenenlere baktım. Nezaket, kibarlık, itaat bekleniyor. İyi huylu, sevimli olması isteniyor. Kadının yeri bu dinde de ikinci sırada gibi bir hava var. Yanılıyor muyum?
Bir biçimde
Bütün dinlerin söylemi bu mudur? Kadın hep ikinci planda
Evet, ataerkil düzen..
Zerdüştilerde bir kez evlenince bir daha boşanamamanın nedeni nedir sizce? Neyi korumaya çalışıyorlar bunu yaparak?
Birincisi dinlerini korumak sonra da kendilerini korumak adına yapıyorlar. Aynı insanla evli olmak da sadakati getiriyor.
Çok mantıklı bir açıklaması yok ama değil mi?
Mantıklı bir açıklaması yok evet.
Dua okuma törenlerinin çok katı göründüğünden söz ediyorsunuz. Çok mu uzun sürüyor bu ibadetler?
Hayır hayır. Norma ibadetleri en fazla 10 veya 15 dakika sürüyor. Ben kitapta bu törenleri anlatırken öyle bir hava çıkmış olabilir. Ama öyle uzun şeyler değil bu törenler. Örneğin sabah gün doğmadan önceki bir zamanda başlıyor sabah ibadeti, öğlene kadar sürüyor. Bu süre içindeki herhangi bir zaman ibadetinizi yapabilirsiniz. Bu da 10 ya da 15 dakika sürüyor. İbadet sırasında da dualar okuyorlar, dinin sembolü olan kemeri çıkarıp o kemer üzerinde yemin edip tekrar takıyorlar. Ama din adamlarının kendi aralarında yaptıkları törenler uzun sürüyor. Ya da kemer takma töreni, üç saat falan sürüyor. O da çok özel bir durum. İnsanın hayatında bir kere yaşayacağı bir şey bu. O yüzden görkemli törenler yapıyorlar.
Hiçbir insanın gece gömülmemesi var dinlerin neredeyse tümünde. Yani toprağa gömülme âdeti olan dinlerden söz ediyorum tabii. Bunun amacı da ölenin vücudunu güneşe göstermek. Güneşin özel bir anlamı var insanlık için.
Ateş ne anlam ifade ediyorsa güneş de o anlamı ifade ediyor.
Alevilerde de var bu. Güneşe dönerler yüzlerini. Hatta Güneşin Hazreti Alinin simgesi olduğu söylenir.
Değil işte. Anadolu Aleviliği’nin İslamiyet ile hiçbir alakası yoktur incelerseniz. Ali ile de alakası yok aslında. Bölge bölge alırsanız, Tunceli tamamıyla Zerdüştlük var. Bingöl, Muş oralardaki Alevileri alırsanız, tamamıyla Yezidilik var. Tokat, Çorum, Kırşehir, Nevşehiri alırsanız tamamıyla Şamanizm var. Tuncelide, Bingölde, Muşta, bütün eski yerleşim birimlerinde evlerin kapıları doğuya dönüktür. Güneşin doğduğu yere dönüktür yani. Sabah kalkar kalkmaz güneşe karşı dua edilir. Danslı ya da müzikli ayin İslamiyette asla yoktur. Zerdüştlerde İslamiyetin yayılmaya başladığı dönemde göç edebilenler ediyor. Anadoluda da aynı şey. Özellikle Osmanlının Hilafeti devralmasından sonra bir şekilde bu coğrafyada yaşamak gibi bir derdi var insanların. Terk edecek durumları yok. İslamiyete entegrasyonun en kolay yolu Ali taraftarı olmak olduğu için Alevilik diye farklı bir şey oluşuyor. Anadolu Aleviliği, tamamıyla İslamiyete Şamanistlerin, Zerdüştilerin, Yezidilerin entegrasyonunun bir biçimi.
Zerdüştilerde de Humata, Hukhata, Hawaraşta diye adlandırılan, İyi Düşünce, İyi Söz ve İyi İş olarak Türkçeye çevrilen birdüşünce sistemi var. Hıristiyanlığa da, İslamiyete de baktığımızda tüm dinlerin insanların genel olarak kötü olduğu ve iyi yola çevrilmesi gibi bir amacın olduğu görülüyor. Sizde de böyle bir sezgi oluştu mu
Din sosyolojisiyle uğraşan bir arkadaşımın çok hoş bir tanımlaması var. Adı Ulus Paker. ODTÜden. O diyor ki Eğer tanrı On Emri Musanın kulağına fısıldadıysa bunu Hammurabiden çalmış demektir. Yani Hammurabinin kanunlarını alın ya da Sumer mitolojisini alın, göreceksiniz ki bütün dinlerin kaynağı oradadır.
Bütün dinler birbirinden alıntı gibi.
Zerdüştlük de bana göre Şamanizme bir tepki olarak ortaya çıkmış. Şamanizmde olan bir sürü şeyi yadsı¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤¤ onu tek tanrılı hale getirip oluşturulmuş bir din.
Zerdüştün Kürt kökenli olduğunu öne sürüyorsunuz kitabınızda. Bu sonuca nasıl vardınız?
Kürtlerin kökeni Medlere dayandırıyorum. Hatta kitapta Medlerin boylarından söz ediyorum. Magi diye bir boy var. Zerdüştlere Mecusi denmesinin nedeni Arapçada g harfinin olmamasındandır. Büyü ile uğraştıkları için bu boy, Magi sözcüğü batı dillerine de magic olarak geçmiştir. Magiler de Medlerin bir boyudur. Bu yüzden Zerdüşt Kürttür.
Zerdüşt biliyor muydu kendisinin böyle ayrı bir boya ait olduğunu?
Tabii, mesela Medler arasında kabul görmüyor. Pers İmparatoru Kıral Cemşide gidiyor ve Perslerin arasında daha çok kabul görüyor. Sonra Perslerle birlikte yaşamaya başlıyor. Perslerin de resmi dini oluyor Zerdüştilik. Med kökenli olduğu kesin ama.
zerdüstlükle ilgili paylaşımlara devam edecem. tabii zaman buldukça çünkü bu her kürdün bilmesi vede öğrenmesi gereken bir milli kültür (inancı ne olursa olsun)
Alıntıdır
Feqiyê Teyran kî ye?
Feqîyê Teyran di dîroka wêjeya Kurdî de cihekî bêhempa digre. Weka hemî helbesvanên berê, zanayekî Îslamê ye û di nav jîyanek olî de mezin bûye.
Li ser sala bûyîna wî, gellek lêkolînvan hinek hejmaran dane. Lê gorî ew di helbestên xwe de dîyar kirîye gora demsala hîcrî (koçî) 971'an de hatîye dinyayê. Ev jî gora demsala mîladî (zayînî) 1561 an jî 1563 ye. Di helbesta xwe ya bi navê "Dilo Rabe" de wûsa dîyar dike:
Mîm û Hê heftê felek çûn
Ji hîcretê dewran gelek çûn
Sal hezar û çil û yek çûn
Ev xezel anî diyare
Dibê: "Mihemedê Hekarî dema vî helbestê nivîsandîye heftê salî bûye û ji hîcretê vir da jî 1041 sal derbas bûye."
Feqîyê Teyran li Muksa ku girêdayîyê Hekarî'yê ye (Çolemêrg) ji dayîk bûye. Lê Muks an jî Miks, nuha girêdayîyê Baxçesaraya Wanê ye. Navê Feqîyê Teyran yê rastî jî, weka di çarînê de gotîye Muhemmed e. Feqî di helbestek xwe de jî navlêka xwe "Mîr Mihê" danîye. Ew bi xwe ji malbatek eşîrîye. Bavkalê wî ji dewleta Osmanîyan fermana mîrî yê girtine.
Di derheqê navlêka (leqeb) Teyran de çîrokek heye:
Tê gotin ku rojekê Feqîyê Teyran diçû Cizîrê . Di rê de rastî Keşekî hat, pev re hevaltî kirin. Demek çûn, westîyan xwe dan ber sîya darekî. Du çûk hatin û veniştin ser darê. Çûk bi hev re diaxivîn û Feqî dekenîya. Keşe ji Feqî pirsî: "Ma tu çira dikenî?" Feqî go: "Ev adeta me ye. Em feqî holê dikenin." Keşe: "Divê jê re sebebek hebe, mirov bê sebeb nakene." Feqî: "Xebera te ye, lê eke ez ji te re bêjim, ditirsim tu bêbextîyê li min bikî û bela kî bînî serê min"
Keşe soz dayê ku ji tu kesî re nebêje. Feqî ra bû mesela xwe jê re qise kir û got:
"Ez bi zimanê teyran dizanim. Ji van çûkên ser darê yek, ji yê din ra dibêje, ev Feqî diçe Cizîrê. Lê nizane ku li Cizîrê bête êşandin."
Keşe deng nekir. Herdu ji nû ve bi rê ketin. Gava gihiştin Cizîrê Feqî çû Medresa Sor, Keşe jî çû Westanîyê. Li Westanîyê xelq gihabû hev û wek mirovên li tiştekî bigerin diçûn, dihatin û li erdê mêzedikirin û dipeyivîn. Keşe sehîtî kir û zanî ku remildarekî gotiye ku: "Di erda Westanîyê de xezîneyek heye," lê nikaribû cihê wî nîşan bide. Mîrê Cizîrê jî li xezînê digere. Vê carê Keşe kenîya û çû nik Mîr mesela Feqî û çûkan jê re go. Mîr şîyande pey Feqî. Feqî go:
-Mîr! belê ezê xezînê derînim. Lê para xwe jê dixwazim.
Mîr jî şertê Feqî pejirand Feqî jî çû hinek zad anî li nava Westanîyê reşand. Çûk hatin zad xwarin û bi hevre axivîn. "Ma ev zad kî li vir reşandîye?" "Feqî ji bo xezînê ev zad reşandîye." "Ma tu nizanî xezîne li ku ye?" "Belê! ez zanim, sibehê wextê roj hiltê, kevirê ku tavê berê ewulê lê dida xezîne dibinê wê kevirêda ye." Feqî zivirî medresê nivisand. Sibê zû rabû çû Westanîyê. Piştî kevira xwe nas kir, berê xwe da mala Mîr û go: "Ez benî min ciyê xezînê dî."
Mîr di gel xulaman rabû hat Westanîyê, erdê kolan û xezînê derxist. Malekî zaf derket. Mîr ji Feqî pirsî:
"Para te çi ye bêje?" Feqî go:
"Beramberê serê keşe zer bidin min." Mîr go:
"Serê Keşe bi laşê wî ve ye, em çawa beranberê wî bidin te?" Feqî go:
"Rehet e. Serê Keşê ji laşê wî bikin."
Anîn serê keşe jê kirin û danîn ser şehînê/mezînê û li milê din hêdî hêdî zêrên xezînê xistin, hetanî ku zêr temam bûn. Zêr beramberê serê keşê nehat. Mîr enirî û go:
"Feqî! Te zanibûn ku serê Keşe girantir e. Loma te ev şert bi min re kir." Feqî deng nekir. Zêr ji şehînê rakirin û çend kulm ax avêtin şûna wî. Milê axê daket, serê Keşe rabû. Hingê Feqî berê xwe da Mîr û go:
"Mîrê min! Min zêr nexwest. Zêr bila ji te re be. Tu ku xwedî xulam û mêvanî. Meqseda min ew bû ku nîşanê we bidim. Ji serê mirovan girantir ax heye û mirov bi tenê bi axê têr dibe.
* * *
Feqîyê Teyran di helbestên xwe de qala felsefe, dîrok wêje, Hedîs û tesewwûfê dike. Ev jî dide nîşan ku ew xwendineke baş dîtîye. Ew li Miskê, Hîzanê, Cizîrê û Finikê xwendîye. Feqî li gelek cîyan xwendina xwe kirîye. Ji ber vî yekê navê wî derketîye "Feqîyê Gerok" jî. Feqî hemî jîyana xwe bi xwendin, nivisîn û zanyarîyê derbas kirîye. Lê mixabin pirê helbest û berhemên ku wî nivisandine negihîştine destê me. Mirov dikare bêje ku qasê Feqî ê berhem jî dane tune ye, lê ê wenda jî qasê ê wî tuneye. Gorî ew dibêje:
Agir pêta di dil da
Me'nîya daxan ku hilda
Ew kitab naçin du cilda
Hafizê medhan im ez
An jî
Mîm û Hê wesfê xwe hilda
Xweşmîsal in çûn du cilda
Çerx û kovan çûn di dilda
Ay dilê min ay dilo!
Ji van helbestan tê dîyar kirin ku wî bi cildan (berg) helbest nivisandîye. Di vir de tiştek dilê me herdem dêşîne derdikeve pêşîya me. Ew jî eve ku dused salî bêtire ku; ji her alîyê welatê me tê êşandin, şeliandin û talankirin. Ji alîyê neyarên me, ji alîyê mîsyoneran û ji alîyên xêrnexwazên din.
Çîrok û destanên ku hay lê hene evin:
1-Şêx Sen'an 2-Dimdim (Kela Dimdimê) 3-Bersîs (Bersîsê Abid) 4-Qewlê Hepsê Reş
Xeynî vana "Sîseban" û "Ferx û Sitî" jî weka berhemên wî têne nîşandan lê ev hêj nehatîye peyitandin. Ji vana Sîseban dibe ku ê wî be.
Ji bilî vana helbestên Feqîyê Teyran'ên belav henin. Ê tên zanîn evin:
1-Ellah Çi Zatek Ehsene (20 Şeşîn) 2-Hey Av Û Av (51 Çarîn) 3-Îro Ji Dest Husna Hebîb (33 Çarîn) 4-Bi Çar Kerîman (7 Çarîn) 5-Melayê Batê Kanê (11 Çarîn) 6-Yar Tu Yî (18 Şeşîn) 7-Feqe Û Bilbil (18 Şeşîn) 8-Ez Çi Bêjim (8 Çarîn) 9-Ay Dilê Min ( 19 Çarîn) 10-Qewî Îro Ze'if Halim (18 Çarîn) 11-Dîlber (16 Çarîn) 12-Feqe Û Mela (50 Şeşîn) 13-Dilo Rabe (80 Çarîn) 14-Çiya Anî Li Deştê Kir (4 Çarîn) 15-Dengbêjê Jaran î (4 Çarîn) 16-Feqîyê Teyran Û Evîna Dilan 17-Mihacir 18-Dewran 19-Ê Bên 20-Feqîyê Teyran û Dîlber 21-Feqîyê Teyran û Qûling 22-Feqîyê Teyran Û Roj
Helbestên Feqîyê Teyran gelek sade, rehet û pak e.Ew pir xweş zimanê gel, hunerê û wêjeyê xistîye nav hev. Naveroka helbestên wî jî gelek berfireh in. Bi taybetî derbarê mijarên civakî û dîrokî de nivisandîye. Di warê olî, pesnê Xweda û Pêxemberê wî û warê Bawerî yê de helbestan nivisandîye. Feqî hozanê Evînê ye. Li cem wî evîna mecazî û Rastî yek in, tevlîhev in.
Feqîyê Teyran hemdemê Melayê Cizîrî ye. Weka ji alî gel tê zanîn Mela ne Mamostê wî ye, hevalê hev in. Hetta Feqî bi temenê xwe jê mezintir e. Ev jî di helbestê wan de dîyar e. Melayê Cizîrî, gorî ew dîyar dike sala 974’a koçî de hatîye dinyayê. Ev jî gorî demsala Zayînî 1566 dike. Mela, gorî Feqîyê Teyran di helbesta xwe ya "Îro Girya Me Tê" de dîyar dike: sala 1050'a koçî de ( 1640) wefat dike.
Feqîyê Teyran diçe gundê Werezoza Muksê û heta bigihêje dilovanîya Xwedê li wir dimîne. Feqîyê Teyran dema helbesta xwe ya "Dilo Rabe" dinivisîne 70 ye, dema "Îro Werin" dinivisîne jî 80 salîye. Ev jî dide nîşan ku Feqîyê Teyran dema wefat dike herî hindik 80 salî bûye. Lê mêjû ya mirina wî bi rastî nayê zanîn.
Ew jî ji ê du xwe ra bû mînakek ji herî başan.
Xwedê rehma xwe lê kê.
Mahmut Hocaoglu (Kovara Mizgîn)
*Çavkanî: M. Xalid Sadînî- Feqiyê Teyran Weşanên Nûbihar
dilwar_47@hotmail.com
Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın
|